|
|
DOĞU TÜRKİSTAN UYGUR EDEBİYATÇILARI |
|
|
| Yazar |
Mesaj |
|
Yaş :
19
Kayıt :
08 12 2007
Mesajlar :
2049
Bulunduğunuz İl :
Önemli olan burda olmak
Meslek/Hobi :
Öğrenci
Tuttuğunuz Takım :
Adminin takımı olmaz(en azından burda)
RuH HaLi : 
|
Konu: DOĞU TÜRKİSTAN UYGUR EDEBİYATÇILARI Ocak 11th 2008, 21:18 |
|
|
Kâşgarlı Mahmut (XI. Yüzyıl) (1008 - 1075) O diyor ki, "Türklerin en açık anlatanlarından, en doğru anlayanlarından en iyi kargı kullanan cengaverlerinden olduğum halde, Türklerin tekmil illerini, obalarını, çöllerini karış karış, gezip dolaştım... Gördüm ki, Yüce Tanrı devlet güneşini Türklerin burçlarından doğdurmuş..."

 Türk dilinin, Türk milliyetçiliğinin en büyük sözcüsü Kâşgar'da doğdu. Babasının adı Hüseyin'dir. İlk Türk - İslâm devletini kuran Karahanlılar soyundandır. Pekçok Türkçe eserde, hangi tarihte, nerede öldüğünün bilinmediği iddia edilse de türbesi Doğu Türkistan'ın Kaşgar şehrindedir. "... türbe, kentin 48 km. dışında Opal Nahiyesi'ne yakın bir tepeye inşa edilmiş... Türbenin sorumlusu tarihçi Abdul Resul Kerim'e Kaşgarlı Mahmud'un hayat hikayesini anlattırdım: Mahmud, 1008'de dünyaya gelmiş. Saciye ve Hamidiye Medreseleri'nde tahsil gördükten sonra kendisini Türk dili tetkikatına vakfetmiş. Bu amaçla Orta Asya'yı boydan boya kat ederek Anadolu'ya oradan da Bağdat'a gitmiş. 1072-1073 yılları arasında hazırladığı meşhur kitabını Abbasi halifesine armağan etmiş. Kitabın asıl nüshası bu gün Ayasofya Müzesi'nde muhafaza ediliyormuş. Kitabın Uygurca çevirisi ancak 1978'de yapılabilmiş. Kaşgarlı Mahmud'un <Türk Dillerinin Gramatik İncelemesi> başlıklı başka bir kitabının daha olduğunu öğrendim. Divanı Lügatit Türk'ün 3. cildinde bu kitabına atıfta bulunurmuş. Ne yazık ki, bu kitabın ne aslı ne de kopyaları bugüne dek bulunabilmiş. Mahmud Kaşgar'a dönmüş ve 1105'de vefat etmiş..." (Öğütçü, 1999). Türklerin yaşadığı şehirleri, köyleri, obaları bir bir dolaşarak hazırladığı sözlük, İslâmiyet'ten önceki sözlü edebiyatımızı aydınlatan dev eserdir. Yazılış gayesi, Araplara Türkçe'yi öğretmekten çok, Türkçe'nin Arapça ile koşu atları gibi yarış edeceğini, Türk dilinin zenginliğini, her duygu ve düşünceyi anlatmaya elverişli olduğunu ispat etmek içindir. Kâşgarlı Mahmut, iyi silâh kullanan bir asker olmakla beraber, dilimizi, ulusal kültürümüzü, yurt sevgisini her şeyin üstünde gören ilk büyük dil bilginimizdir. Kitabının önsözünde şu ilgi çekici tümceleri okumaktayız : "Türk'ün, Türkmen'in, Oğuz'un, Çigil'in, Yagma'nın Kırgız'ın lisanlarını ve kafiyelerini tamimiyle zihnimde nakşettim. Bu hususta o kadar ileri gittim ki, her taifenin lehçesi bence en mükemmel surette elde edilmiş oldu... Türk dili ile Arab dilinin at başı beraber yürüdükleri bilinsin diye..." "Türk Sözlüğünün Divanı" anlamına gelen Kâşgarlı'nın bu eseri, yalnız bir sözlük değil; İslâm'dan öncesi Türk edebiyatını, tarihini, coğrafyasını, folklorunu, mitolojisini aydınlatan ansiklopedik niteliktedir. Bilindiği üzere, XI. yüzyıl hemen bütün İslâm ülkelerinde Türklerin egemen olduğu bir dönemdir. Karahanlılar devletinin, özellikle Büyük Selçuk İmparatorluğu'nun askerlikçe ve uygarlıkça en parlak zamanı bu dönem içerisindedir. O tarihlerde Türklerin egemenliğindeki uluslar dilini öğrenmek ihtiyacını duyuyorlardı. Divan-ı Lügat-it-Türk işte bu maksatla, yani yabancılara Türkçe'yi öğretmek amacıyla 1073 -1077 tarihleri arasında Bağdat'ta yazılmış bir sözlüktür. Türk sözcüğünün kuvvet, güç, kudret anlamı taşıdığını bize ilk bildiren Kaşgârlı Mahmut'tur .
Divan-ı Lügat-it-Türk'teki sözcüklerin anlamları Arapça olarak yazılmıştır. Türkçe 7500 sözcüğün Arapça karşılığı verilirken, sav denilen âtasözleri, sagu denilen ağıtlar, koşuk denilen şiirler, destan parçaları alınmıştır. Sözcüklerle ilgili bol bol seci, mesel, hikmet, şiir, efsane; tarih, coğrafya; halk edebiyatı folklor bilgi ve örnekleri verilmiş; dilbilgisi kuralları ortaya konulmuş; Türkoloji'nin sağlam temelleri atılmıştır. Türkologların görüşü : "Göktürk Yazıtları ile Divan-ı Lügat-it-Türk'ün bulunuşu Türklük için tasavvur edilemeyecek kadar büyük kazanç olmuştur. Hamirler diye çağrıldığını, bunun Oğuzların Emir yerine Hemir demelerinden kaynaklandığını söyler. Yine kendisinin verdiği bilgilerden Karahanlı ailesinden olduğunu öğreniyoruz. Ünlü kitabını 1070'de tamamladığı ve bu tarihte yaşının da bir hayli ileri olduğu düşünülecek olursa 11.yüzyılın da içinde yaşamış olmalıdır. İyi öğrenim görmüş, İslâmiyet'le ilgili bilimsel çalışmaları yakından izlemiştir. Arapça ve Farsça'yı da çok iyi öğrenmiştir. Türklerin bulunduğu bölgeleri gezmiş , ana dili olan Türkçe'nin bütün diyalektlerini yerlerinde öğrenmiş, geleneklerini göreneklerini yakından izlemiştir. Bütün Sirderya (Seyhun) kıyılarını dolaştığından kitabında söz etmektedir. Ayrıca Türk tarihini, coğrafyasını ve folklorunu da çok iyi biliyordu. Kitabında belirttiğine göre, ailesi Kaşgar'dan Irak'a göç etmişti. Melikşah'ın (1072-1092) eşi Terken Hatun'un maiyetinde pek çok Kaşgarlı, bu dönemde Irak'a gelmişti. Mahmut'un ailesinin de bunlarla birlikte gelmiş oldukları düşünülebilir. O sıralarda Irak İslâm Dünyası'nın en önemli kültür merkezlerinden biri idi. Bu nedenle bilimle uğraşanların buraya gelmek istemeleri doğaldı. Ayrıca Bağdat bu dönemde Türk nüfuzu altına girmiş ve halifeleri ayakta tutan da bu Türklerdi.
Divân-ı Lügati't Türk Ünlü kitabı Divân-ı Lügati't-Türk'ü 25 Ocak 1072'de yazmaya başlamış ve 10 Şubat 1074'de bitirmiştir. Abbasî Halifesi El-Kaim (1075-1001) döneminde yazmış olmakla beraber Halife Muktadi Bi'llah'a (1075-1094) sunmuştur. Bu kitap Araplara Türkçe'yi öğretmek ve Türkçe'nin de Arapça kadar önemli bir dil olduğunu kanıtlamak amacı ile yazılmıştır. Türkçe'nin neden öğrenilmesi gerektiğini şöyle anlatır: "Ant içerek söylüyorum, ben Buhara'nın, sözüne güvenilir imamlarından birinden ve başkaca Nişaburlu bir imamdan işittim. İkisi de senetleri ile bildiriyorlar ki, Yalvacımız (Peygamber), kıyamet belgelerine, ahir zaman karışıklıklarını ve Oğuz Türklerinin ortaya çıkacaklarını söylediği sırada Türk dilini öğreniniz, çünkü onlar için uzun sürecek egemenlik vardır buyurmuştu. Bu söz (hadis) doğru ise sorguları kendilerinin üzerine olsun Türk dilini öğrenmek çok gerekli bir iş olur. Bu doğru değil ise akıl bunu emreder. Tanrı devlet güneşini Türk burçlarını yükseltmiş ve onların mülkleri üzerinde felekleri döndürmüştür. Tanrı onlara Türk adını vermiş ve yeryüzüne ilbay kılmış, hakanları onlardan çıkartmıştır. Dünya uluslarının yularların onlar eline vermiş, herkese üstün kılmıştır. Onlarla birlikte çalışanları aziz kılmış ve Türkler onları her dileklerini ulaştırmış, kötülerin şerrinden korumuştur. Onlara hedef olmaktan korunabilmek için, aklı olana düşen şey, onların yolunu tutmak, derdini dinletebilmek gönüllerini alabilmek için dilleriyle konuşmaktır."
Türk adı altında da şu bilgileri verir: "Bir ad olarak Türk adını Tanrı vermiştir, dedik. Çünkü bize Kaşgarlı Halefoğlu Şeyh Hüseyin ona da İbn ül-Gurkî denilen kimse İbn üd-Dünya demekle tanılan Şeyh Ebû Bekr il-Müfid ül-Cürcanî'nin Ahır zaman üzerine yazmış olduğu kitabında Ulu Yalvac'a tanık varan bir hadis yazmıştır. Hadis şöyledir, ' Yüce Tanrı' -Benim bir ordum vardır. Ona Türk adını verdim. Onları Doğuda yerleştirdim. Bir ulusa kızarsam Türkleri o ulus üzerine musallat kılarım, diyor. İşte bu,Türkler için bütün insanlara karşı bir üstünlüktür. Çünkü , Tanrı onlara ad vermeyi kendi üzerine almıştır. Onları yeryüzünün en yüksek yerinde, havası en temiz ülkelerine yerleştirmiş ve onlara 'Kendi ordum demiştir. Bununla beraber Türkler güzellik, sevimlilik, tatlılık, edep, büyükleri ağırlamak, sözünü yerine getirmek, sadelik ,övünmemek, yiğitlik, mertlik gibi öğülmeye değer sayısız iyiliklerle görülmektedirler." Görüldüğü gibi Kaşgarlı Mahmud, vatansever,Türklere hayran, yaptığı işe yürekten inanan bir bilim adamıdır. Divân daha sonraları pekçok bilim adamı tarafından kullanılmıştı. Antepli Aynî diye bilinen Bedreddin Mahmud, İkdü'l-Cumân fî Tarihi Ehli'z-Zamân'da ve Katip Çelebi Keşfü'z-Zûnun'da Divân'dan söz ederler. Ancak sonradan yıllarca unutulmuş, neden sonra İstanbul'da Ali Emiri'nin (1857-1923) eline geçen Sâvî'nin nushası Sadrazam Tal'at Paşa'nın (1874-1921) aracılığı ile Kilisli Rıfat Bilge'nin (1873-1953) gözetiminde basılmış hemen bütün dünya Türkologlarının ilgisini çekmişti. Divân'ın ilk önce Kilisli Rıfat, daha sonra Konyalı Atıf Bey ve Besim Atalay tarafından Türkçe çevirileri ve Türk bilim adamları tarafından açıklamaları yapılmıştır. Divân Batıda ilgi uyandırmış, 1928 yılında C. Brochkelmann Kaşgarlı üzerinde araştırmalar yapmıştır. Dankoff 'un Divânü Lugât-it Türk çevirisi ile James Kelly'nin makaleleri de son çalışmalar olarak sözkonusu edilmesi gerekir. Bu kitap Araplara Türkçeyi öğretmek ve Türkçenin de Arapça kadar gelişmiş ve önemli bir dil olduğunu kanıtlamak amacıyla yazılmıştır. Metin Türkçe ve açıklamalar Arapçadır. Arapça gramer kuralları örnek olarak hazırlanmış ve her bölümde kelimeler Arap alfabesine göre sıralanmıştır. Türk dilinde onsekiz harf kullanıldığını, yazılışta yeri olmayan, ancak söylenirken kullanılan yedi harf ile duraklama harfinin de bunlara eklenmesi gerekir demiştir. Şimdi gözümüzü 11.yüzyıla ve bu yüzyılda yaşayan Kaşgarlı Mahmud'un Divânü Lugât-it Türk adlı yapıtına çevirelim. Mahmud Divân'da şöyle demektedir: "Rum ülkesinden Maçine dek Türk illerinin hepsinin boyu beşbin ,eni sekizbin fersah eder. İyice bilinmek için bunların hepsi, yeryüzü biçiminde daire şeklinde gösterilmiştir." Kendisinin de belirttiği gibi, Türklerin bulunduğu bölgeleri göstermek amacıyla çizilmiştir. Daire şeklinde olan haritanın çevresinde Doğu, Batı, Kuzey, Güney yönleri belirtilmiş, bazı deniz ve ırmaklar gösterilmiştir. Batıda işaret edilen yerler İtil boylarına, yani Kıpçakların ve Frenklerin oturdukları bölgelere kadar uzanır. Güney-Batıda Habeşistan'a , Güneyde Hint, Sint, Doğuda Çin ve Japonya'ya işaret edilmiştir. Ortada Yarkent, Kaşgar, Barsgan, Balasagun, Yifruç, İkiöküz, Asbuâli, Kumri, Talas v.s. gibi daha birçok Türk kentleri yer almıştır. Asya'nın batısı, kuzeyi ve güneyi çizilmeden bırakılmış, bir plan olarak bile pekçok hatalarla dolu olmasına karşılık, Doğu bölgelerine ilişkin verdiği bilgiler gerçeğe uymaktadır. Haritasında Çin Seddi'ni göstermiş, bu seddin ayrıca yüksek dağların ve denizin Yecüc ve Mecüc'lerin dillerinin öğrenilmesini engellediğini bildirmiştir. Japonya'ya gelince; onu haritasının Doğusunda bir ada olarak göstermiş ve denizin onların dillerini öğrenilmesine olanak vermediğine işaret etmiştir. Yukarda görüldüğü gibi, ilk Japon haritası bir Japon tarafından 14.yüzyılda çizilmiş, bir Dünya haritasında yer alması ise,15.yüzyılda olmuştur. Bütün bu bilgilerin ışığı altında, bir plan biçiminde olsa ,yanlışlarla dolu da olsa ilk Japon haritasının 11.yüzyılda Kaşgarlı Mahmud tarafından çizildiği bir gerçektir. |
|
 |
|
|
Yaş :
19
Kayıt :
08 12 2007
Mesajlar :
2049
Bulunduğunuz İl :
Önemli olan burda olmak
Meslek/Hobi :
Öğrenci
Tuttuğunuz Takım :
Adminin takımı olmaz(en azından burda)
RuH HaLi : 
|
Konu: Geri: DOĞU TÜRKİSTAN UYGUR EDEBİYATÇILARI Ocak 11th 2008, 21:19 |
|
|
Yusuf Has Hâcib ve Kutadgu Bilig Hakkında Ön Bilgi
arahanlılar dönemi hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığımız gibi; bu devletin 'vatandaşı' olan Yusuf hakkındaki bilgilerimiz de yok denecek kadar azdır. O'nun hakkında bütün bildiklerimiz, eseri okuyuculara takdim etmek amacıyla, sonradan ve başkalarınca eserin başına eklenen mukaddimelerin verdiği bilgilere ve eserin kendisinden çıkarılabilecek ipuçlarına dayanmaktadır. Bu ipuçlarına dayanılarak, hayatının bazı yönlerini tespit ve tahmin etmek mümkün ise de; tam bir biyografisini oluşturmak imkânsızdır. Kitap boyunca adını bile sadece bir kez, "Kitap sahibi Yusuf, büyük has hacib, kendi kendine nasîhat eder" başlıklı, son bölümünde anmıştır. Bu başlıktan baş teşrifatçı olduğu da anlaşılmaktadır. Esere eklenen mukkadimenin bildirdiğine göre, Yusuf Balasagun'ludur. Kitabın yazıldığı çağlarda Balasagun şehri 'Kuz-Ordu' adını taşıyor ve Kaşgar ile birlikte, XI. yüzyıl Orta Asya Türk kültürünün ve dilinin merkezi sayılıyordu. Balasagun'un asîl ailelerinden birine mensup olan Yusuf, eserinin esasını burada yazmış ve düzenlemiş, ancak son şeklini doğduğu yerden ayrıldıktan sonra gittiği Kaşgar'da vermiştir. Kitabını huzurunda |
|
 |
|
|
Yaş :
19
Kayıt :
08 12 2007
Mesajlar :
2049
Bulunduğunuz İl :
Önemli olan burda olmak
Meslek/Hobi :
Öğrenci
Tuttuğunuz Takım :
Adminin takımı olmaz(en azından burda)
RuH HaLi : 
|
Konu: Geri: DOĞU TÜRKİSTAN UYGUR EDEBİYATÇILARI Ocak 11th 2008, 21:19 |
|
|
okuyarak, Tavgaç Kara Buğra Han'a sunmuş; O da çok beğenerek Yusuf'a Has Hâcib ünvanı vermiş ve onu kendi yakınları arasına almıştır. Herkese yarayan fakat hükümdârlara daha çok yarayan6 kitaba 'Kutadgu Bilig' adını vermesini, "kitaba Kutadgu Bilig adını koydum ki, okuyanı kutlandırsın" diyerek açıklar. Yusuf, üzerinde 18 ay uğraştığı eserini 1069/1070'de tamamladığına ve yazmaya başladığı zaman 50 yaşlarında bulunduğuna bakılırsa 1018/1019 yıllarında doğmuş olmalıdır. Ölüm tarihi hakkında bilgimiz olmamakla birlikte, eserin sonradan eklenen kısımda iyice ihtiyarladığını söylemesinden uzun yaşadığı düşünülebilir.Karahanlı Devleti döneminde Türkler ileri bir uygarlığa sahiptiler. Arap, Fars, Çin, Hint ve Batı uygarlıkları ile temas halindeydiler ve buralardaki gelişmeleri izleyebiliyorlardı. Türkler İslâmiyeti kabul ettikleri zaman yazıya, kitaba, eğitime yabancı barbar bir millet değildiler10. Karahanlılar, İslâm kültür dairesine girmiş olmakla birlikte, köken olarak doğularındaki yüksek Uygur kültürüne de bağlıydılar ve bu kültür, Çin tarihçilerine göre, daha V. asırda oldukça parlak ve geniş bir edebiyata sahipti; yazılı eserleri olduğu gibi, hanların sarayında vakânüvisler de bulunurdu. Meşhur Çin elçisi Wang Yen-Te onuncu asırda, Uygur ülkesinde gördüğü kitaplıklardan bahseder. İşte, Yusuf böyle bir kültür ortamında yetişmiş bir Türk entelektüelidir. O, Kutadgu Bilig'i yazdığı sıralarda, Kaşgar yakınlarında, Sıngı-Seli-Tutung Budist sutrası Suvarnaprabhasa'yı Altun-Yaruk adı altında Türkçe'ye çevirmekte Kaşgarlı Mahmud ise, meşhur lûgatını kaleme almaktaydı. Yusuf, çevresinde bulunan büyük kültürlere ve bunların dillerine âşina idi ve eserinden anladığımız kadarıyla edebiyata, ilâhiyata, folklora, siyasete, felsefeye ve devrinin tüm pozitif bilimlerine ilişkin ansiklopedik bilgiye de sahipti. Hatta, devrinin bilginlerine Öklid geometrisi bilmeleri gerektiğini tavsiye ediyordu. Yusuf, devlet adamı olma sıfatı ile Budist ve Manihaistlerle de sık sık görüşmüş, bu inanç sistemlerini de yakından tanımıştı. Bütün bunlarla birlikte, Yusuf, Türklüğünün bilincinde olmuş; geçmişine ve diline bağlı kalmıştır. Bu tavrı ile o, Bilge Kağan'lardan beri aktarılan zihniyeti taşıyan hattın bir unsuru olmuştur. Yusuf, İslâmiyet'in etkisiyle değişmekte olan Türk-Uygur toplumunun geleneksel ahlâki ve hukukî telâkkilerini tespit etmiş; yaşadığı çevrenin sosyal ahlâkını, devlet yönetimi hakkındaki esaslarını, hukuk anlayışlarını ve askerlik esaslarını unutulmaktan kurtarmış ve gelecek kuşaklara aktararak, elde edilmiş kültür hazinesinin yaşamasını sağlamıştır. Yusuf'un eseri sadece bu yönüyle değil, İslâmiyet'i kabul etmekle yepyeni bir medeniyet çevresine giren bir toplumun, şiddetle sarsılan eski ve geleneksel değerlerini yeni bir senteze vardırmak endişe ve çabasını yansıtması bakımından da çok önemlidir. Yusuf, bu süreçte kendini gösteren münzevî zahid tipine karşı, şiddetle, insanın toplum içindeki yaşayışını savunuyordu.Yusuf'a ilişkin son bir bilgi olarak; Arsal'ın -ihtiyat kapısını açık bırakmak şartı ile-Kutadgu Bilig'de kut'u temsil eden Ay-Toldı ile Aklı temsil edenÖgdülmiş'inşahıslarında, şâirin kendisini tasvir etmiş olduğunu sandığını söyleyebiliriz.B.Kutadgu BiligKutadgu Bilig, İslâm-Türk klâsik edebiyatının, şimdilik ilk Türk eseridiEdebî bakımdan ilk sayıldığı gibi, dil bakımından da Orta Türkçe veya daha dar bir sahada düşünürsek, Hakaniye Türkçesi'nin ilk örneğidir. Kitabın yazıldığı lehçe, Karahanlı Devleti'ndeki bütün boyların konuşma dili değil, anlaşma dili, yani devlet ve yazı dili idi. Kaşgarlı Mahmud'un bu lehçeyi 'Hakaniye' adıyla anması da bunu göstermektedir. Kutadgu Bilig'de dil henüz saflığını korumaktadır. Eserde güçlü bir İslâm-İran etkisi olmakla birlikte Arapça ve Farsça sözler yüz tane kadardır. İlginç olan, bunların içinde İslâmiyet'e ait 'helâl, haram, ecel, şükür, dua, şeriat, tarikat, fazl, nimet' gibi sözcükler bulunmasına rağmen ve Yusuf da müttaki bir Müslüman olduğu halde, 'Allah' kelimesinin bir kez bile kullanılmamış olmasıdır. Genellikle Türkçe 'Tanrı', 'İdi', 'Bayat', 'Ugan' ve seyrek olarak da Arapça 'Rab' kelimeleri kullanılmıştır. 'Peygamber' ve 'Resul' kelimeleri de kullanılmamış, onların Türkçe karşılığı olan 'Yalavaç' ve 'Savcı' tercih edilmiştir. En dikkat çekici olanı ise 'Tengri Taâla' ifadesidir ve bir sentezin sembolü gibidir. Eserin adı 'kutadgu' ve 'bilig' gibi iki Türkçe kelimeden meydana gelmiş bir tamlamadır. Tamlanan 'bilig' kelimesi, 'bil-' fiil kökünden '-g' fiilden isim yapma eki ile yapılmış bir isim olup, 'bilgi' demektir. Tamlayan 'Kutadgu' kelimesi ise, 'kut' isim kökünden '-ad-' isimden fiil yapma eki ile yapılmış 'kutad-' fiilinden '-gu' eki ile yapılmış bir isimdir.
Kutadgu Bilig, 'kutlandıran bilgi' veya 'kutlu olma bilgisi' demektir. Bu çeviri üzerinde anlaşılmakla birlikte, kök unsur olan 'kut' kelimesinin anlamı üzerinde bir türlü fikir birliğine varılamamıştır. Vámbéry, Radloff ve Thomsen bu sözün 'saadet' anlamında kullanıldığını düşünmüşlerdir; Barthold'a göre 'majeste' (Haşmetmeab) karşılığı olarak kullanılmıştır. Arsal ve Kafesoğlu, kelimenin 'siyasî iktidar' kavramını ifade ettiğini, 'tâlih', 'saadet', 'bahtiyarlık' gibi karşılıkların ikinci plânda kalan ve ancak sonraları ortaya çıkan tâli anlamlar olduğu kanaatindedirler. Karamanlıoğlu, 'kut' kavramının tamamen 'devlet' sözünün bugün de ifade ettiği anlamlar karşılığı olduğunu kabul ediyor; yani, hem hükümranlık hem saadet. Bu yorum, doğruya en yakın olanı gibi görünmektedir. Bütün bu tartışmalar boyunca, Yusuf'un bilerek bir 'dil oyunu' yapmış olabileceği kimsenin aklına gelmemiştir. Belki de, bu dil oyunu sayesindedir ki, Kutadgu Bilig felsefî yoruma daha uygun bir hale gelmiştir: Hükümdâr olabilecek kişi, hükümdâr olmakla, ancak kendini gerçekleştirebilir. Bu gâyeye eriştiğinde tamamlanmış olur ve aynı anda mutluluğa da kavuşur. Zirâ, mutluluğun önündeki en büyük engel 'eksiklik'tir. Kutadgu Bilig'in bu güne değin üç nüshası bulunmuştur. Bunların hepsi de eserin yazıldığı dönemden çok sonra, eserin aslından değil de, kopyalarından alınmış ikinci kat kopyalardır. Bu nüshalar, bulundukları yerlerin adları ile Viyana, Mısır ve Fergana nüshaları olarak anılırlar. Uygur harfleri ile yazılı olan Viyana nüshası 1439'da Herat'ta kopya edilmiştir. Aynı yüzyıl içinde Tokat'a, oradan da 1474'de İstanbul'a getirilmiştir. Ünlü tarihçi Hammer, bunu XIX. yüzyıl başlarında İstanbul'da satın alarak Viyana Saray Kitaplığı'na vermiştir. Bilim dünyasında ilk tanınan nüsha budur. Arap harfleri ile yazılı olan ve Kahire'deki Kral Kitaplığı'nda bulunan Mısır nüshasının ne zaman yazıldığı belli değildir. Bu nüsha 1896'da tespit edilmiştir. 1914'de bulunan ve yine Arap harfleri ile yazılmış olana Fergana nüshası ise, eldeki nüshaların en eskisidir ve XIII. yüzyıla ait olduğu sanılmaktadır.Her üç nüshanın tıpkıbasımları Türk Dil Kurumu'nca yayımlanmıştır. Bu üç nüshanın karşılaştırılması ile meydana getirilen metin ve eserin günümüz Türkçesi'ne çevirisi, Reşit Rahmeti Arat tarafından hazırlanmıştır. Arat'ın hazırladığı karşılaştırmalı nüsha 88 bölümden oluşmaktadır. Baştaki 11 bölüm giriş, 74 bölüm asıl konu, son 3 bölüm de bitiriş bölümleridir. Eser, genellikle mesnevî biçimiyle, sondaki bitiriş bölümleri de kaside biçimiyle yazılmıştır; bunlar 6299 beyit tutmaktadır. İçinde 173 tane de dörtlük vardır ki, hepsi birden 13.290 dize etmektedir. Bu dörtlükler biçimdeki millî unsuru teşkil etmektedirler.Kitabın başında sonradan başkalarınca eklenmiş olan, nesir ve nazım olmak üzere iki önsöz vardır; bunlar eserin yazarı, konusu ve şöhreti hakkında bilgi vermektedirler. Sözü edilen üç nüshanın da Türkler'in hâkim olduğu coğrafyalarda bulunmuş olması, Kutadgu Bilig'in, vaktiyle bütün Türk dünyasına yayılmış olduğunu gösterir. Yayık nehrinin ağzına yakın, Saraycık denilen yerde, üzerinde Kutadgu Bilig'den alınmış dizelerin olduğu bir çömleğin bulunması, bugüne kadar bulunan nüshaları az olmasına rağmen, zamanında epeyce meşhur olduğunu düşündürtür. Kutadgu Bilig allegorik bir münâzara karakterindedir. Eserin temeli dört kavram üzerine kurulmuş; bunlar kişileştirilerek eserin dört kahramanı ortaya çıkartılmıştır. Bunlar dört kişi olmakla beraber, kitap ikili konuşmalardan oluşur. Dört temel kavram ve bunları temsil eden kişiler şunlardır:
Kün-Togdı (hükümdâr): 'köni törü' (Adâlet) Ay-Toldı (vezir): 'kut' Ögdülmiş (vezirin oğlu): 'ukuş' (Akıl) Odgurmış (vezirin kardeşi): âkıbet (hayatın sonu) Bu dört kişi arasında geçen konuşmalarda; birey, toplum ve devlet hayatının düzenlenebilmesi için gerekli olan görgü, bilgi ve erdemlerin neler olduğu ve bunların nasıl elde edilip kullanılacağı anlatılır. Böylelikle, ideal olan devlet ve toplum yapısı belirlenmek istenir.
Sadece dört kavramın birbirleriyle olan ilişkileri veya temsilci kişilerin konuşmalarının içerikleri açılarından sonuçlar çıkarmak mümkün olduğu gibi, her iki durum gözetilerek de değerlendirme yapılabilir. Bugüne kadar, eser ile ilgili yapılan çalışmalarda, üzerindeki Hint-İran, Çin, Yunan ve İslâm etkileri vurgulanmıştır. Bunların hepsi mümkün olabilir. Türkler İslâmiyet'i doğrudan doğruya Araplar'dan değil, aranlılar vasıtasıyla almışlar ve özellikle Maveraünnehir'deki İran kültürüyle ilişkide olmuşlardır. Çin'i ikibin yıldır tanımaktadırlar ve kültür alışverişinde bulunmuşlardır. İslâm felsefesi ise, Yunan felsefesinin en büyük mirasçısı olmuş; özellikle Aristoteles felsefesi, bu topraklarda, başta Fârâbî ve İbn-i Sinâ olmak üzere temsil edilmiştir. |
|
 |
|
|
Yaş :
19
Kayıt :
08 12 2007
Mesajlar :
2049
Bulunduğunuz İl :
Önemli olan burda olmak
Meslek/Hobi :
Öğrenci
Tuttuğunuz Takım :
Adminin takımı olmaz(en azından burda)
RuH HaLi : 
|
Konu: Geri: DOĞU TÜRKİSTAN UYGUR EDEBİYATÇILARI Ocak 11th 2008, 21:20 |
|
|
Ancak bu durumların hiçbirisi Kutadgu Bilig'in özgün olmadığını göstermez. Çünkü, Kutadgu Bilig'in önemi hikâyesinde ve şeklinde değil, kitaptaki tartışmaların konu içeriğindedir. Sosyal hayat, ahlâk, bilgi ve özellikle devlet anlayışı hakkındaki fikirler, tamamen eski Türk geleneğinin sonucudur. Kutadgu Bilig'de iyiliği telkin eden sözlerin dayanağı ise, bütün dinlerde ve ahlâkçı felsefe sistemlerinde rastlanabilen evrensel ilkelerdir ve kimsenin malı değildir. Eser üzerindeki çalışmalarıyla tanınan İtalyan Türkolog A.Bombaci, "tamamen orijinal bir eser olduğu hükmüne varıyoruz" demektedir. Bu tartışmaların dışında, çok yeni olarak, eser üzerinde bir Sümer etkisinden söz ediliyorsa da, bunu temellendirmek oldukça güçtür; yine de hükmü zamana bırakmak gerektir. Çoğu zaman, tartışmaların odağında, esere sonradan eklenen mukaddimelerde bulunan sözler vardır. Bunlara göre esere, Çinliler, Edebü'l-mülûk; Maçinliler, Âyînü'l-memleke, Doğulular, Zînetü'l-ümerâ; İranlılar, Şahnâme ve Turanlılar da Kutadgu Bilig derler49. Bu sözlerin eser üzerindeki etkileri gösterdiği iddia edildiği gibi, tam tersine, eserin etkilerini gösterdiğini savunanlar da vardır.
Kutadgu Bilig'in, dönemini tasvir ettiği; yaşamasını istediği değerleri tespit ettiği; mâziyi canlandırmak istediği ve ideal bir toplum ve devlet modeli tasarladığı söylenmiştir. Bunların hepsi de içiçe geçmiş şeylerdir ve doğrudur. Eserin ne tür nedenlerden dolayı kaleme alındığı bilinmemekle beraber, dışarıdan gelen bir emir veya istek üzerine yazıldığını gösteren bir işaret yoktur. Yusuf'un, yaşadığı dönemin iç karışıklıkları yüzünden sarsılmış olan toplum ve devlet düzenini, bir ideal devlet tasarlamak suretiyle eleştirdiği anlaşılmaktadır. Kitabın sonlarında yer alan "Zamânenin bozukluğunu ve dostların cefâsını söyler" başlıklı bölümde bunu açıkça görmek mümkündür. Kutadgu Bilig, geçmişe referansla geleceği kurma çabasıdır. Yüzyıllar boyunca imparatorluklar kurmuş bozkır atlı kültürünün pratik zekâ ve zihniyetini 'teorileştirme' denemesidir.Türk kültürü bakımından tartışılmaz bir öneme sahip Kutadgu Bilig, Roux'ya göre, bunun yanısıra başka bir işlevi daha gerçekleştirmiştir. Bu da, kavmî ve dilbilimsel köklerine hâlâ bağlı kalmayı sürdüren bir dinin gerçekten evrensel nitelikte bir dine dönüşmesine yardımcı olmaktır.
Yusuf Has Hâcib ve Kutadgu Bilig LİYAKATLİ YÖNETİCİLERDE BULUNMASI GEREKEN ÖZELLİKLER Büyük Türk düşünürlerinden Yusuf Has Hacib Büyük Türk düşünürlerinden Yusuf Has Hacib’in neredeyse asırlar öncesinde 1070 yılında yazdığı muhteşem Kutadgu Bilig adlı eserinin “Beyliğe Layık Bir Beyin Nasıl Olması Gerektiğini Söyler” başlıklı bölümden bazı alıntılar sunuyoruz sizlere.. “Bey memleket ve kanunu siyaset ile düzene koyar; halk hareketini onun siyasetine bakarak tanzim eder.” ******************** “Beyler örf ve kanuna nasıl riayet ederlerse, halk da aynı şekilde örf ve kanuna itaat eder.” “Beyler hangi yoldan giderse, beylerin bu gidişi kulunda yoludur.” ******************** “Beyin özü sözü doğru ve tabiatı güzide olmalıdır.” “Bey doğru sözlü olmalı, tavır ve hareketleri itimat telkin etmelidir ki, halk ona inansın ve huzur içinde yaşasın.” ******************** “Halk için beyin çok seçkin olması lazımdır” “Beyin gönülü, dili ve tabiatı düzgün olmazsa, saadet memlekette dolaşamaz, kaçar.” “Avam tabiatının beye yakın olması uygun düşmez; bu tabiat yaklaşırsa, bey itibarını derhal kaybeder.” ********************* “Bey haya sahibi, yumuşak huylu ve asil tabiatlı olmalıdır.” ********************* “Bey adı bilig kelimesi ile ilgilidir; bilig’in lamı giderse, beg adı kalır.” “Bey halkı bilgi ile elinde tutar; bilgisi olmazsa aklı işe yaramaz.” “İnsan her işe başlarken bilgi ile başlar ve akıl ile sona erdirir.” “Beylik hastalığının ilacı akıl ve bilgidir.” ********************** “Bey adil olmalıdır.” “Ey hakim, memlekette uzun müddet hüküm sürmek istersen, kanunu doğru yürütmeli ve halkı korumalısın.” ************************ “Bey haya sahibi ve insanların seçkini olmalı;haya sahibinin tavır ve hareketi eksilmeyen bir bütündür. “ “Bey takva sahibi ve temiz olmalıdır; eğer bey takva sahibi ve temiz kalpli olmazsa, hiç bir vakit temiz ve isabetli hareket edemez.” *********************** “Bey her türlü fazileti tam olarak elde etmeli; uygunsuz ve olmayacak işlerden uzak durmalıdır.” “Seçkin bir bey olabilmek için fazilete kıymet verilmelidir.” *********************** “Halk için beyin cesur ve kahraman olması iyidir; büyük işleri ancak bu meziyetler ile karşılamak mümkündür.” “Cesur, gözü pek olan insan için mal eksik olmaz, ak doğan için de yem eksik olmaz.” ************************ “Arslan köpeklere baş olursa, köpeklerin her biri karşısındakilere arslan kesilir. Eğer arslanlara köpek baş olursa, o arslanların hepsi köpek gibi olur.” ************************ “Bey sabırlı ve sakin olmalıdır.” “Sabır ve sükunet bey için bir ziynettir; bunlar beyliğin başta gelen meziyetleridir.” ************************* “Bey mütevazi ve alçak gönüllü olmalı, suçlu kimselerin de suçunu affetmelidir.” “Bey mağrur, kabadayı ve kibirli olmamalı; beyler büyüklük taslar ve kibirli olurlarsa, ey oğul onlar şüphesiz itibar görmezler.” ************************ “Ey bilgili insan, her işte itidalden ayrılma.” *********************** “Bey tok gözlü, sözünde ve hareketinde açık ve vazıh davranmalıdır.” “Gözü aç adam hiç bir şey ile doymaz; Aç gözlülük, ilacı ve devası bulunmayan bir hastalıktır; onu bütün dünya kahinleri bir araya gelse yine tedavi edemezler. Bütün açlar yer ve içerler de, nihayet doyarlar; aç gözlü adamın açlığı ancak ölümle nihayete erer.” ************************* “Bey çok ihtiyatlı ve çok da uyanık olmalı; beyler ihmalkar olurlarsa, bunun cezasını başkaları çeker.” *********************** “Bey fesatlık yapmamalıdır. Bu hareket yüzünden ikbal elden gider.” ********************** “İnatçılık insan için ağır bir yüktür; inatçılıktan kendini kurtar ve onunla savaş.” “Bir bey için fena olan şeylerden birisi inatçılıktır.” ********************* “Halkın zengin olması için, doğru kanunlar konulmalıdır.” “Hangi bey memlekette doğru kanun koydu ise, memleketini tanzim etmiş ve gücünü aydınlatmıştır.” “Memlekette uzun müddet hüküm sürmek istersen, kanunu doğru yürütmeli ve halkı korumalısın.” ************************ “Memleketin direği, temeli, sağlamlığı, esası ve kökü iki şeye bağlıdır. Bunlardan biri halkın hakkı olan kanun, diğeri de hizmette bulunanlara dağıtılan gümüştür.” “..parayı görerek, hizmet edenlerin..yüzleri gülmelidir.” “Hangi bey askerini memnun etmezse, kılıç da kınından çıkmaz.”
Kaynak: C.C.Aktan, "Politikada Liyakat Üzerine Kutadgu Bilig ve Koçi Bey Risalesinden Öğreneceklerimiz", Yeni Türkiye, Sayı 14. Mart-Nisan:1997. |
|
 |
|
|
Yaş :
19
Kayıt :
08 12 2007
Mesajlar :
2049
Bulunduğunuz İl :
Önemli olan burda olmak
Meslek/Hobi :
Öğrenci
Tuttuğunuz Takım :
Adminin takımı olmaz(en azından burda)
RuH HaLi : 
|
Konu: Yusuf Has Hâcib ve Kutadgu Biliğ den Öğütler Ocak 11th 2008, 21:20 |
|
|
Yusuf Has Hâcib ve Kutadgu Biliğ den Öğütler Tarih ve genel bilim'in önemi, tarih boyunca aydın Türkler tarafından çok iyi anlaşılmış ve yazılmıştır. 11. yüzyılda yasamış ölümsüz Türk aydını Balasagunlu Yusuf (Has Hacib), Asya'nın doğusunda yazdığı Kutadgu Biliğ (Kut Veren Bilgi) Kitabında der ki: 192-223 numaralı beyitler:
Ey alim hakim, dileğim benden sonra geleceklere kalacak bir söz söylemek idi. Anlayış geldi ve: --İyice dikkat et; sözün yanlış olursa, sana zararı dokunur-- dedi. Halkın dili kötüdür, seni çekiştirir; insanin tabiatı kıskançtır, etini yer. Dikkatle bakınca, yüküm hafifledi; kendi kendime: Söyle, içindekileri dok dedim. Sebebini sorarsan, sana söyleyeyim; er mert ve yiğit, sözümü dinle. Bu yalinguk (insan) adi insana yanıldığı (yangluk) için verildi; yanılmak (yangluk) insan (yangluk) için yaratıldı. Sen bana yanılmayan bir kimse söyleyebilirlisin; ben sana yanılan binlerce insan göstereyim. Bilgi sahibi insanlar pek azdır; bilgisiz ise çoktur; bil ki, anlayışsız insanlar çok; anlayışlılar ise, nadirdir. Bilgisiz bilgiliye daima düşman olmuştur; bilgisiz bilgili ile her zaman mücadele halindedir. İnsandan insana çok fark vardır; bu fark bilgiden ileri gelir, sözüm buna dairdir. Bu sözümü bilgili için söyledim, bilgisizin dilini ben de bilemiyorum. Benim bilgisiz ile hiç bir sözüm yoktur; ey bilgili, işte ben senin kulunum. Sözümüsana söylemiş olduğum için, çekinerek, işte böyle senden özür diledim. Sözü söyleyen yanılabilir ve şaşırır; anlayışlı isterse, bunu düzeltir. Söz, deve burnu gibi, yularlıdır; o, dişi deve boynu gibi, nereye çekilirse, oraya gider. Sözü bilerek söyleyen çok kimse var; benim için sözü anlayan adam azizdir. Bütün iyilikler bilginin faydasıdır; bilgi ile göğe dahi yol bulunur. Sen her sözünü bilgi ile söyle; her kesin bilgi ile büyük olduğunu bil. Söz kara yere mavi gökten indi; insan kendisine sözü ile değer verdirdi. İnsan gönlü dibi olmayan bir deniz gibidir; bilgi onun dibinde yatan inciye benzer. İnsan inciyi denizden çıkarmadıkça, o ister inci olsun, ister çakıl taşı, fark etmez. Kara toprak altındaki altın, taştan farksızdır; oradan çıkınca, Beğlerin başına tuğ tokası olur. Bilgili bilgisini dili ile meydana çıkarmazsa, yıllarca yatsa bile, onun bilgisi muhitini aydınlatmaz. Anlayış ve bilgi çok iyi şeydir; eğer bulursan, onları kullan ve uçup göğe çık. Anlayış ve bilginin ne olduğunu bilen, bu memleket beyi ne der, dinle. Dünyayı elde tutmak için, insan anlayışlı olmalıdır; halka hakim olmak için ise, hem akil, hem cesaret gerekir. Dünyayı elinde tutan, onu Anlayış ile tuttu; halka hükmeden, bu isi bilgi ile yaptı. Adem'in dünyaya indiğinden beri iyi nizam daima anlayışlı insanlar tarafından vaz'edilegelmistir. Hangi cağda olursa olsun, bugüne kadar daha yüksek yer daima bilgiliye kısmet olmuştur. İnsanların kötüsü Anlayış yolu ile asılır; halk arasında çıkan fitne bilgi ile bastırılır. İsleri bu ikisi ile halledemezsen, bilgiyi bırak, elini kılıca daya. Halkı idare eden hakim ve alim beyler, bilgisizin isini kılıç ile halletmişlerdir.
KAYNAKÇA:. Yusuf Has Hacib, Kutadgu Biliğ, Derleyen: Reşit Rahmeti Arat, Türk Tarih Kurumu, 1974, Ankara; İkinci baskı. |
|
 |
|
|
Yaş :
19
Kayıt :
08 12 2007
Mesajlar :
2049
Bulunduğunuz İl :
Önemli olan burda olmak
Meslek/Hobi :
Öğrenci
Tuttuğunuz Takım :
Adminin takımı olmaz(en azından burda)
RuH HaLi : 
|
Konu: ABDÜRRAHİM ÖTKÜR Ocak 11th 2008, 21:21 |
|
|
ABDÜRRAHİM ÖTKÜR 1923-1995
(ÖLÜM YILDÖNÜMÜ DOLAYISIYLA)
ÜNLÜ YAZAR ŞAİR ABDÜRRAHİM ÖTKÜR'ÜN UYGUR EDEBİYATINDAKİ ROLÜ *Yrd. Doç. Dr. Erkin EMET
* Lanet seni namussuzlar gibi dağıtan çirkin ellere! * Lanet senin için kaygılanmayan “ruhsuz” insanlara! * Lanet senin için ağlamayan “kör” gözlere! * Lanet senin için yazılmayan “alçak” destana * Ey dertliler gözyaşı Tarım! * Lanet senin için konuşmayan “peltek” dillere * Lanet senin namusunu ezen bütün çirkin ayaklara! * Lanet senin için titremeyen “satılmış” vicdanlara Uygur Türkleri tarihte sömürücü güçlerden kurtulmak için çok eskiden beri devam ettikleri özgürlük mücadelesine XX. yüzyılın başlarında hız vermişlerdir. Zulüm arttıkça, Doğu Türkistan gelişmeler hızlanmış büyük toplumsal olaylar gerçekleşmeye başlamıştır. Şubat 1911’de Urümçi ayaklanması Ocak 1912’de Kumul çiftçiler ayaklanması patlak vermiştir. B,öylece demokratik mücadelenin gelişmesiyle felsefi, kültürel ve fikri alandaki değişmeler,edebiyat ve üslubun değişmesini doğrudan etkilemiştir. Doğu Türkistan’ın çeşitli bölgelerde ard arda patlak veren bu ayaklanmalar mücadelenin gelişimini sağlamanın yanı sıra edebiyatın gelişimini de hızlandırmış klasik edebiyatın geleneklerini devam ettirme esassındaki toplumda olumsuzlukları açıkça eleştirebilen ve ona karşı mücadele edebilen gerçekçi yeni Uygur edebiyatının doğmasına zemin hazırlamıştır. Bu dönemdeki bazı gelişmeler yeni Uygur edebiyatına sadece içerik ve konu bakımından değil edebi tür, şekil, üslup ve dil bakımından da zenginleştirmiştir. Doğu Türkistan Uygur edebiyatı XIX yüzyıl öncesinde daha çok klasik edebiyatın üzerinde yoğunlaşmış durumda idi. O dönem ediplerinin işlediği konuların büyük bir kısmı aşk ve kendilerinden önce yaşayan ünlü şair ve ediplerin şiirlerine ve kaidelerine nazireler olmuştur. Bazı edipler şark'ın ünlü destanlarından Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin, Yusuf ile Züleyha, Tahir ile Zöhre gibi destanları Uygur Türkçe’si ile yörenin özelliğine uygun olarak yeniden yazmışlardır. XIX. asırda Uygur Türklerinin geleceğine ışık tutabilecek mahiyette araştırmalar yaparak tarihi eserler veren ediplerimizi de unutmamak gerekir. Yeni Uygur edebiyatı (XIX.yy Uygur edebiyatı) Doğu Türkistan'daki Çin istila ordularını, Çin hakimiyetini ve onlara karşı yapılan mücadeleleri işleyen eserlerin çok olduğu bir dönemdir. Bu dönemde ortaya çıkan edebi eserler, Uygur Türklerinde meydana gelen yeni millî edebiyatın temelini atmıştır.Bu dönemin ünlü şair ve yazarlarından biri de Abdürrahim Ötkür'dür. Yeni Uygur Edebiyatı’nın ne çeşitli türde yazdığı eserleri ile önemli katkıda bulunan şair Abdürrahim Ötkür 1923 yılında Kumul’da tüccar bir ailede dünyaya geldi. O, küçük yaşta anne ve babasını kaybedip yetim kaldı. Babası Tileş beyin asıl yurdu Artuş Ticendi. Babası vefat etmeden önce dört yaşındaki oğlu Ötkür’ü Kumul2un ileri gelenlerinden olan dostu Osman bey, çocuğu olmayan çok görmüş aydın bir kişi olduğundan Ötkür’ün eğitimine çok önem verir. Ötkür’ü dini okula yazdırır.bu dönem Doğu Türkistan’ın siyasi çalkantılarla dolu yıllarda Kumul çiftçiler ayaklanması patlak verir. Cellat Şing Şi Say Urümçi den silahlı askerlerle gelip ayaklanmayı kanlı bir şekilde bastırır. Halk perişan bir şekilde kaçar. Osman Bey de ana yurdunu bırakıp .bir grup ile birlikte Gensu eyaletinin Jiu Çuan vilayetine kaçıp , bir süre orada yaşamaya mecbur olur. Şansına Osmanbey'in kayın annesi aydın insan olduğundan, evinde eğitimini devam ettirir. Sonra ailece Aksu vilayetinin Ücturfan nahiyesine göç eder. 1936 yılında ilkokulu Üçturfan'da bitirdikten sonra, Urümçi de birinci Gimnaziye'de okumaya başlar. 1942 yılında Doğu Türkistan Enstitüsünü bitirdikten sonra, öğretmenliğe başlar. Sonra (sözde) Şinjiang Giziti (Doğu Türkistan Gazetesi); Altay dergilerinde çalışır. Bu sırada Türkiye Türkçe'si ve Çince'yi kendi imkanlarıyla iyi derecede öğrenir. 1949'da Doğu Türkistan, Komünist Çinliler tarafından işgal edilir. Doğu Türkistanlıların karanlık gönleri başlar. Yazar ve şairlerin yazma hürriyetleri ellerinden alınır. Bu yasağa karşı çıkanlar, ağır suçlara çarptırılmışlardır. Ötkür'ün 1949-1968 yı1ları arasında fazla şiir yazmadığını görüyoruz. 1966-1976 yılları arasında devam eden “on yıllık afet dönemi” diye adlandırılan kültür devrimi sırasında zor günler geçiren şair, bu yıllarda “dörtlü çete”nin yaşattığı karanlık günleri dile getiren şiirler yazmaya başlar. Küz Keçisi, Keşker Şair Abidin, Yungusi Tung Meş'ili ve Rubailer afet yıllarını temsil eden önemli örneklerdendir. Şiirlerinde halkın sesi olan şair, yazma özgürlüğü elinden alınınca zor durumda kalır. Halkını nasıl memnun edeceğini halkının isteğini nasıl dile getireceğini düşünür. Şiirinde bunu şöyle dile getirir: Kelem sundi,elem ezdi dilimni Şamal darip kikeç kildi tilimni. Kolum tutmas putum basmas, palaç men… Nimng birle kilay razi elimni! paleçmen, ... Nimng birle kilay razi (Kalem kırıldı, zulüm ezdi gönlümü, Rüzgar vurup, kekeme yaptı dilimi Elim tutma, ayağım basmaz,felç’im, Nasıl memnun edeyim halkımı.) Son yıllarda şair pek çok şiir ve destan yayımladı. Yine son dönemde yayımlanan İz adlı romanında, 1907'den başlayıp 1913'e kadar devam eden Kumul çiftçiler ayaklanmasıyla Tömür Halpe (Timur Halife) öncülüğündeki meşhur halk ayaklanmasını anlatır. Bunun dışın- da son dönem de yayımlanmış ÖMÜR MENZİLLERİ 'adlı şiir kitabında da bu tarihi olaylar anlatılır. Şair 1939 yılında yazmaya başlar. Ancak 1943'ten sonra yazdığı şiirler, onun asıl karakterini gösteren ürünlerdir. Bu şiirler,Uygur Türklerinin o yıllarda maruz kaldıkları zulmü anlatma bakımından oldukça önemlidir. 1943 yılının sonunda, ünlü şair Lütfullah MUTELLİP ile birlikte yazdıkları ÇİN MODEN adlı tiyatro eserinde, Uygur Türküleri’nin çektikleri zulmü canlı bir şekilde gözler önüne serip, Uygur halkının beğenisini kazanır. 1946 yılında Len Cou'da yayımlanan Yürek Munğliri, Mayıs 1948'de Tanrıdağ Neşriyatı tarafından Nanjing'de yayımlanan Tarım Boyliri adlı iki tane şiir kitabı ve Keşker Keçeği adlı destanı, o yılların önemli ürünleridir. Kaşgar Gecesi adlı destan 3500 mısra ve 11 bölümden oluşan büyük destan'da bir çift sevgilinin özgür aşk yoluyla, mutluluğa kavuşma yolundaki serüvenleri ile, Uygur Türklerinin demokrasiye, özgürlüğe ve bağımsızlığa kavuşma yolundaki zorlu savaş mücadeleleri övgüyle anlatılmıştır. Aynı zamanda Uygur toplumunun siyasi, iktisadi, kültürü, dili, psikolojik özellikleri, örf ve adetleri canlı bir şekilde anlatılmıştır. Dolaysıyla destana o zamandaki Uygur hayatının şeceresi ve Uygurların siyasi mücadele tarihi diyebiliriz. Şair destanda gerçek hayatı aks ettirirken, onun içeriğini devrin ruhu ile ve bu dönemin sosyal olaylarıyla bağlayarak gerçekçilik ve doğallığı sağlamıştır. Mesela: şair 1944 yılında Doğu Türkistan'ın kuzeyinde patlak veren Üç vilayet inkılabına güney Doğu Türkistan halkının desteğini, canlı doğal bir şekilde dile getirir. Kanatım Olsa uçsam,gülge konsam, İli vadisiniğ hösnige konsam: Aşu vada ara esken şamallar Kezip deştler, eşip tağu-davanlar Tarım bostanlikiğa kelse keşki, Tümen, boylirimu bir külse kaşki (1) Vahşi terörün, karanlık belirsizliğinin hüküm sürdüğü bu dönemde, Üç Vilayet İnkılabı'na övgüler yağdıran şiirleri hiç kimse yazmaya cesaret edemiyordu. Böyle şiirleri ilk yazan kişi de Abdürrahim ÖTKÜR olmuştur. Halkı bağımsızlık mücadelesinde birlik ve beraberliğe çağırmıştır. Niçün uzak çağlardin beri bizge kün nuri teğmez? Niçün asminimiz haman tumanlık, haman bulutluk, haman tutuk? bir künmu oçuk bolğini yok bir künmu haman bizge tün! Ömür lay su kebi ekip kelmek Her gağ her zaman könğlimiz sunuk...(2) Ünlü şair Ötkür'ün şiirlerini incelediğimizde onun koyu bir vatan sever, millî duygusu oldukça güçlü, millî hareketlere katılan, cesur bir şair olduğunu görüyoruz. O Çin zulmüne, Çin sömürgesine karşıdır. O hecle hain hecle (Harca Hain Harca) adlı şiirde “Harca hainler, halkın mal mülkünü soy harca, bu yaptıklarını az diye halkımın canını da harca, soyduklarından artan parça ekmeğini de harca, gölünde balıklar çok diye, yeraltı zenginlikleri var diye, hilecilik ile madenlerini götür harca, halkın içine fitne fesat yayıp, milleti parçalayarak vicdanını harca”diyerek şöyle der: Hecle hainler elninğ malini hecle Yetişmey kalsiler u hem, elip sen canini hecle Ötkür'ün güçlü bir Türk Milliyetçisi olduğunu şiirlerinden anlıyoruz. Şair 1946-1947 yıllarında yazdığı SERLEVHASIZ şiirinde “Türk” adını söyleyerek Türk'ün mücadelesini destekler. Türk'ün gücünü över ve bütün Türklüğü birliğe davet eder. Şaire göre,Türk milletinin zafer'i “birlik” le olacaktır. Şiirlerinde Türk sözüyle kastedilen sadece Uygur Türkleri değil bütün Türk Dünyası Türklüğüdür. Ötkür'ün şiirlerinde Ziya Gökalp ve Mehmet Akif’i de okuduğunu anlıyoruz. Eserlerinde bu şairlerin düşünce ve üsluplarından etkilendiği kesindir. Mesela: şair vatan sevgisi ile dolu şiirinden Canan İstemsen'de Doğu Türkistan'ın birbirinden güzel şehirlerini överek Tufan’ın eskiden beri başkent sıfatını yitirmediğini; Türkistan'ın ise bu millete ana gibi sahip çıkan ve şefkat gösteren vatan olduğunu ifade eder. Böyle bir yüce vatana sahipken başka bir vatan aramanın gereksizliğini vurgular. Mevening teşna'i bolsang, Kuçar haning bar Buğra babangning ordasi Kaşgar caning bar , Ta ezelden payitehtinğ şu Turfaninğ bar , İmdi yene kimler üçün “sitan” isteysen?(3) Bu mısralar,Lisan şiirinin şu mısralarını hatırlatmakta: Turan'ın bir ili var, Ve yalnız bir dili var, Başka dil var diyenin, Başka bir emeli var. Bu şiirlerinden Ötkür'ün kendine özgü üslup ve görüşleriyle yeni Uygur edebiyatının temelini atan, vatanına ve milletin sonsuz ve tartışılmaz sevgi ve saygı besleyen halkının hürriyeti için canını adayan, vatanının geleceği için hiçbir fedakarlığı esirgemeyen “mücahit” bir şairdir. Uzun yıllardır Çinlilerin uygulaya geldiği Uygur Türklerinin millî kimliklerini yok etme politikasına karşı, şair eserleriyle Uygur gençliğini millî şuur ile beslemiştir. Bu sebepledir ki, ömrünün uzun yıllarını hapislerde geçirmiştir. O ömrünün sonuna kadar Doğu Türkistan halkının haklı mücadelelerini şiirleriyle destekledi. Ne yazık ki, Doğu Türkistan'ın bağımsızlığını göremeden, 5 Ekim 1995 tarihinde kanser'e yenik düştü. Ünlü şair Ötkür'ü Türk Dünyası ve Doğu Türkistan halkı yüreğinde yaşatacaktır. Eserleri biz Doğu Türkistanlıların bağımsızlık mücadelemizde meşale olarak yolumuzu aydınlatacaktır. Ünlü şair ve yazar Ötkür'ün yeni Uygur edebiyatındaki millî mücadelesi, Doğu Türkistan Türklüğü için büyük değer taşımaktadır. (1)-Nur Mehmet Zama,Uygur Edebiyatı Tarihi (IV.Cilt, syf. 527) Urümçi. 1988 (2)-Abdürrahim Ötkür Denğizdeki Seda (3)-Abdürrahim Ötkür, Tarım Boyları syf,54 |
|
 |
|
|
Yaş :
19
Kayıt :
08 12 2007
Mesajlar :
2049
Bulunduğunuz İl :
Önemli olan burda olmak
Meslek/Hobi :
Öğrenci
Tuttuğunuz Takım :
Adminin takımı olmaz(en azından burda)
RuH HaLi : 
|
Konu: DOĞU TÜRKİSTAN UYGUR EDEBİYATÇILARI Ocak 11th 2008, 21:21 |
|
|
LÜTFULLAH MÜTELLİP Vatanperver Şair Ve İnkılapçı (1922 -1945) Şair, 1922 yılında İli vilayetine bağlı Nilka kasabasında doğdu. İlk ve orta tahsilini Gulca şehrinde, yüksek tahsilini ise 1941 yılından 1942 yılına kadar Urümçi' de devam etti. 1942-43 yıllarında Urümçi'deki Şincang (Doğu Türkistan) gazetesinde muharrir olarak çalıştı. 1944 senesinde Doğu Türkistan'ın Aksu vilayetinde yayınlanan Aksu Gazetesinde edebi muharrir olarak çalıştı. Şair 1945 yılında İli Altay ve Çöçek'te vuku bulan üç vilayet inkılabının etkisi altında dava arkadaşları ile birlikte gizli olan Doğu Türkistan Genç Kıvılcımlar Birliği'ni kurarak millî ayaklanmaya hazırlanırken Çin Hükümeti tarafından arkadaşları ile birlikte tutuklanarak Eylül 1945 senesinde hunharca katledildi. Şair 1942 den başlayarak şiir ve edebi eserler yazmaya başlamış olup onun başlıca eserleri şunlardır: Zirveleri Aşarken (Roman), Muhabbet ve Nefret (Destan), Gerçek Moden , Sarımsak Abi Çoşuyor(Drama), Şiirler derlemesi... gibi.
Tenlirim Yapraq
Tenlirim yapraq, titrep toxtidi. Yürügüm dertlik, erkin soqmidi. Çunki hey yarim, sèniñ haliñni, Kördüm pighanda, ghunçe çaghiñni.
Azilap ösüp, onbeshke keldi, Tèhimu dehshet basti pelekni. Dushmenni bilmey, dostum dep yürüp, Bir namert zalim qanhor ezdi yürekni. Oyghan, hey yarim, reqipler yaman. Eger oyghanmisañ, yighlar dur zaman. Mèniñ çirayim sarghaydi saman, Emdi men kettim, sen qalghin aman.
Lutpulla Mütellip
Merhum Lutpulla
Merhum Lutpulla, süyümlük oghlan Sèni yad ètip, keldim qevreñgè. Kütken ümidiñ yandi qelbimde, Sèniñ yashlighiñ qaldi nevrañge.
Sèniñ yashlighiñ qara yillarda, Goya mash'eldek yanghan ot èdi. Sèniñ yashlighiñ elniñ yolida Dushmen közige atqan oq èdi. Sèni shum pelek ayridi eldin, Ayridi bizdin, evlatliriñdin. Sèniñ iziñda pütmes qedemler Pehirlen, Shair, ajdatliriñdin. |
|
 |
|
|
Yaş :
19
Kayıt :
08 12 2007
Mesajlar :
2049
Bulunduğunuz İl :
Önemli olan burda olmak
Meslek/Hobi :
Öğrenci
Tuttuğunuz Takım :
Adminin takımı olmaz(en azından burda)
RuH HaLi : 
|
Konu: Geri: DOĞU TÜRKİSTAN UYGUR EDEBİYATÇILARI Ocak 11th 2008, 21:21 |
|
|
DOĞU TÜRKİSTAN UYGUR EDEBİYATÇILARI
ABDULKADİR BİNNİ ABDULVARİS KAŞGARİ (1862-1923) Şair ve Alim 20. Yüzyılın başlarında Doğu Türkistan' da meydana gelen Cedicilik hareketinin öncülerindendir. Millî zulüme ve cehalete karşı modern kültür eğitim hareketiyle bayraktarlık yaparak mücadele hayatına başlamıştır. 191 0 yılında Kaşgar' da ''Matbaayı Nur'' isimli matbaasını kurmuştur. Uygur Türkçe sinde bir çok ders kitapları yazmıştır. Eserleri İlmi Tecvit, İlmi Hesap, İlmi Coğrafya, Edebiyatın Anahtarı, Mühim Akideler Bilgisi, Ösmürlerge Terbiye gibileridir. 1923 yılında Çin Hükümranlığı ve cahil feodal güçlerin işbirliği neticesinde bir suikast ile öldürülmüştür |
|
 |
|
|
Yaş :
19
Kayıt :
08 12 2007
Mesajlar :
2049
Bulunduğunuz İl :
Önemli olan burda olmak
Meslek/Hobi :
Öğrenci
Tuttuğunuz Takım :
Adminin takımı olmaz(en azından burda)
RuH HaLi : 
|
Konu: Geri: DOĞU TÜRKİSTAN UYGUR EDEBİYATÇILARI Ocak 11th 2008, 21:22 |
|
|
DOĞU TÜRKİSTAN UYGUR EDEBİYATÇILARI
İMİN TURSUN Yrd. Doç. Dr. Erkin EMET Ünlü şair , dilbilimci ve edebi çevirmen imin TURSUN 9 Ekim 1925 tarihinde Doğu Türkistan’ın Urümçi şehrinde bir esnaf ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldi. Henüz altı yaşındayken mahallesindeki dini okula gönderilen imin Tursun burada Arap ve Fars dillerini öğrendi. Küçük yaşta Nevai, Kul Hocaahmet gibi şairlerin şiirleriyle tanıştı. 1935 yılında Urümçi'de bir fenni okul olan Niyaziye Okulu'nda okumaya başladı. 1938 yılında burayı başarıyla bitirdi. Bu dönemde Rus ve Çin okullarına giderek Çince ve Rusça öğrendi. 1938 yılında Urümçi 1.Gimnaziye okulunu kazandı ve bu dönemde şiir yazmaya başladı. İmin TURSUN 1941 yılında eğitimini başarıyla tamamladıktan sonra, öğretmen olarak çalışmaya başladı. 1950 yılına kadar ilkokullarda ve pedagoji enstitülerinde öğretmen olarak çalıştı. 1940'Iar şairin yaratıcılık haya- tında önemli bir yer tutar. Bu dönemde çeşitli konularda pek çok lirik eser yazdı. Şairlik hayatında hızla yükselmekte olan şair Çin Guomindang hükümeti tarafından hapse atıldı ve büyük işkenceler gördü. Böylece kimin gerçek dost, kimin düşman olduğunu anladı. 1947-1948 yıllarında DEVRANİ edebi mahlasıyla pek çok şiir yazıp duygularını dile getirdi. Şair bu dönemde "Gülüm", "Ürümçige ikkinçi Mektüb”, “Ürümcige ikinçi Mektüb". ''Ketmeydu (Gitmeyecek)'', ''Men(Ben)'', ''Derdim ve Dermanim'' gibi önemli şiirler yazdı. İmin Tursun 1957 yılı Temmuz ayında yazdığı Çimene gül adlı kısa lirik şiiriyle ün yaptı Bu şiir 1950'Ierde yazılmış olan en iyi şiirlerden biridir. Bu şiir kısaca insanlarını yetiştiren ana vatanı ve o toprakları koruyanları, uğrunda ölenleri konu alan bir methiyedir. Şair imin TURSUN’ UN şiir yazması uzun yıllar boyunca aşırı sol siyasetin etkisiyle yasaklandı. O da bu yıllar içinde bilimsel araştırma ve tercümanlıkla meşgul oldu. Uygur Klasik Edebiyatının önemli eserlerinden biri olan ''ZELİLİ OİVANİ''Nİ neşre hazırladı. Bu- nun dışında, ÇİNCE-UYGURCA SÖZLÜK hazırlayıp, Çin klasiklerinden KİZİL RAVAKTİKİ ÇÜŞ (Kırmızı Revaktaki Düş), BATIYA SEYAHAT gibi romanları Uygur Türkçe’sine tercüme etti. Yine, Kaşgar’lı Mahmut'un DİVAN-Ü LUGAT -İT TÜRK adlı eserinin Yeni Uygur Türkçe’sine tercüme çalışmalarına katıldı. 1978 yılında Çin'de uygulamaya konulan açıklık politikasının etkisiyle, yaşının ilerlemiş olmasına rağmen, büyük bir yükselme kaydetti. Sırasıyla. KELDİ NORUZ KULDI GUNÇE (Geldi Nevruz, Güldü Gonca), KİZİLGÜL (Kırmızı Gül), MEN TESEDDUK, ECEB OBDAN ZAMAN KELDİ (Ne Kadar Güzel Bir Dönem Geldi), BULBUL BİLEN TUTİ (Bülbül ile Papağan), TAP YOLUNGNİ EY YİGİT (Bul Yolunu Ey Yiğit), RONAK TAPGİN EY RENA KİZ (Başarılar Güzel Kız) gibi pek çok şiir ve masal yazdı. Son yıllarda şairin HEVES adlı şiir derlemesi, SEPER SEZGÜLERİ (Sefer izlenimleri) adlı şiir, nesir ve tiyatro eserlerinden oluşan derlemesi, T ARİMDİN TAMÇİ (Tarım'dan Damla) gibi dil, tercüme ve edebiyat tarihiyle ilgili makalelerden oluşan kitabı yayımlandı. Şair, Çin Halk Cumhuriyeti Yazarlar Cemiyeti'nin üyesi, Çin-Orta Asya Kültür Araştırmaları Cemiyeti ve Doğu Türkistan Tarih Araştırmaları Cemiyeti'nin delege üyesi ve Çin Eski Yazı Araştırmaları Cemiyeti'nin fahri üyesidir. Şair, Doğu Türkistan'da TARİM dergisinin yayımlanmaya başlanmasından itibaren bu derginin yürütme kurulu üyesi olarak görev yapmaktadır. |
|
 |
|
|
Yaş :
19
Kayıt :
08 12 2007
Mesajlar :
2049
Bulunduğunuz İl :
Önemli olan burda olmak
Meslek/Hobi :
Öğrenci
Tuttuğunuz Takım :
Adminin takımı olmaz(en azından burda)
RuH HaLi : 
|
Konu: Geri: DOĞU TÜRKİSTAN UYGUR EDEBİYATÇILARI Ocak 11th 2008, 21:22 |
|
|
KELDİ NORUZ KÜLDİ GUNÇE (Uygurca)
Kök tehtide tan çolpini tugdi-parlidi. Kün leşkiri mevcudatni tündin ayridi; Yil baharni töt pesilge reis saylidi. Tebietke hayat suyi keldi yamridi. Keldi noruz, küldi gunçe könül yayridi. Gül işkida hendan urub bulbul sayridi.
Koydi kedem kün hemelle karni pui puşlap Kök muz erip ketti egiz rezgini başlap; Kiydi zemin yeni igin cendini taşlap Sehiy bolsa bah ar rizki keıü r kuş kuşlap Keldi noruz, küldi, gunçe, könül yayridi Gül işkida hendan urup bulbul sayridi
Kakşal giyah aram ayda yandi esirge Hoşal köklem çimen tolgay körki hösnige; Cimi candar yüzlinip çog köklem peslige Yaşargay can yetip dilber canan veslige Keldi noruz küldi gunçe könül yayridi. Gül işkida hendan urup bulbul sayridi.
Pelek çerhi buraldi, gül-çimenge bakti, Keıip noruz cut çillinin zencinin çakti Kakçirigan can tomurda yeni kan akti. Visal eylep noruz mehri gunçige yakti Keldi noruz küldi gunçe könül yayridi. Gül işkida hendan urup bulbul sayridi.
Dedi gunçe : Nev baharim-dil humarimsen Şu alemde men yaratkan eziz yarimsen Dedi noruz: boynimdiki til tumarimsen. Canim pida erkin üçün, çünki arimsen. Keldi noruz, küldi gunçe, könül yayridi. Gül işkida hendan urup bulbul sayridi.
Dedi noruz : Künüm ötmes sensiz-aşnisiz. Gunçe yüzünni körmisem, yüzüm renasiz. Dedi gunçe : noruz kelmey hayat menisiz Cenim sende, bolmisan ger canim panahsiz. Keldi noruz, küldi gunçe, könül yayridi. Gül işkida hendan urup bulbul sayridi.
Güzel ismin rast yezilgan noruz etimga Mehru işkin çin ornigan yürek katimga Turku hulkunecep yakkan eklu ditimga Mengü öçmes ot tutaşkan cismu zatimga. Keldi noruz, küldi gunçe, könül yayridi. Gül işkida hendan urup bulbul sayridi.
Noruz okup keldi nahşa ''hay hay ölen'' vay Gunçe otkaştek yasandi tan kaldi künay Çaldi zaman şadiyanga nagra hem sunay Çüşti barçe hor bermige tutuşup kent çay. Keldi noruz, küldi gunçe, könül yayridi.
Gül işkida hendan u rup bulbul sayridi. GELDİ NEVRUZ GÜLDÜ GONCA (Türkiye Türkçe'si)
Göğün derinliklerinde çoban yıldızı doğdu, parladı. Güneşin askerleri varlıkları geceden kurtardı. Yıl, baharı dört mevsime başkan seçti. Tabiata hayat suyu geldi, her yeri su bastı. Geldi nevruz, güldü gonca, gönüller açıldı. Gülün aşkıyla bülbül neşeyle öttü.
Geldi güneş mart ayında kara ''kışt kışt'' diyerek Mavi buzlar eridi, aktı sular pisliği önüne katarak Giydi toprak yeni elbisesini yırtık pırtıklarını atarak Eli açık olunduğunda, gelir baharın rızkı kat kat. Geldi nevruz, güldü gonca, gönüller açıldı. Gülün aşkıyla bülbül neşeyle öttü.
Kuru bitkiler bu aylarda döndü aslına. Sevinçli bitkiler,tüm tabiat sevinçle bürünecektir yeşile Tüm canlılar yönelip kor gibi bahar faslına Gençleşecektir can ulaşınca dilber cananın vaslına Geldi nevruz, güldü gonca, gönüller açıldı Gülün aşkıyla bülbül neşeyle öttü.
Felek çarkı döndü, güllere, çimenlere baktı. Çelip nevruz, soğuk kırağının zincirini kırdı. Özlemle yanan can damarında taze kan aktı. Kavuşunca, Nevruz'un şefkati goncaya hoş geldi Geldi nevruz, güldü gonca, gönüller açıldı Gülün aşkıyla bülbül neşeyle öttü.
Dedi gonca : İlkbaharım, sen gönülden sevdiğimsin. Bu alemde yarattığım aziz sevgilimsin Dedi Nevruz : Boynumdaki muskamsın Canım fedadır hürlüğün için, çünkü *namusumsun. Geldi nevruz, güldü gonca, gönüller açıldı Gülün aşkıyla bülbül neşeyle öttü.
Dedi Nevruz : Günüm geçmez sensiz, sevgilisiz. Gonca yüzünü görmezsem, yüzüm solgun olur renadan mahrum gibi. Dedi gonca : Nevruz gelmediğinde hayat anlamsız Canım sende, eğer sen olmazsan canım sığınaksız Geldi nevruz, güldü gonca, gönüller açıldı Gülün aşkıyla bülbül neşeyle öttü.
Güzel ismin doğru yazılmış benim Nevruz adıma Şefkatin ve aşkın samimice yerleşmiş yürek katıma. Huyun suyun pek hoş geldi bana Ebediyen sönmez ateş tutuştu bedenimde Geldi nevruz, güldü gonca, gönüller açıldı Gülün aşkıyla bülbül neşeyle öttü. Nevruz söyleyerek geldi ''hay hay ölen'' ¹vay Gonca Otkaş² gibi süslendi, şaşkınlaştı güneş ile ay *Çaldı zaman ''şadiyan³'' şarkısını nağra' ve sunay ile Başladı herkes eşlik etmeye bu melodiye ellerindeki şekerli çayla Geldi nevruz, güldü gonca, gönüller açıldı Gülün aşkıyla bülbül neşeyle öttü.
1- Hay hay: ölen :Uygurların Nevruz kutlamalarında söyledikleri bir şarkı 2- Oktaş: Güzellik sembolü peri 3- Şadiyan :Çok hareketli bir müzik 4- Nağra: Bir müzik aleti 5- Sunay: Bir müzik aleti Ürümçi, 1979 |
|
 |
|
|
DOĞU TÜRKİSTAN UYGUR EDEBİYATÇILARI |
|
|
| 1 sayfadaki 2 sayfası |
Sayfaya git : 1, 2  |
|
| Bu forumun müsaadesi var: |
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
|
|
|
|
|
|
| |